Vakıflar, Dernekler Hukuku

MEDENİ HUKUK

4.BÖLÜM (Tüzel Kişilik – Dernekler – Vakıflar)

 

Tüzel kişilik, belli bir amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak bağımsız şekilde örgütlenen, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal topluluğunu ifade etmede kullanılır.

 

Tüzel kişilerin belli türleri vardır. Kişi toplulukları ve mal toplulukları bünyelerine göre tüzel kişileri belirtir. Eğer bir tüzel kişi belli bir amacın gerçekleşmesine yönelik olarak, kişilerin bir araya gelmesiyle oluşmuşsa kişi topluluğu olarak nitelenen tüzel kişi meydana gelmektedir. Dernekler, şirketler, iller, köyler, belediyeler vs. kişi topluluğu niteliğindeki tüzel kişilerdir. Bunun yanı sıra, söz konusu amacın gerçekleşmesi için kişiler bir malı veya hakkı, bu amaca tahsis etmişlerse, bu durumda mal topluluğu niteliğinde tüzel kişilikten bahsedilir. Vakıflar, kamu kurumları, üniversiteler vb. mal topluluğu şeklindeki tüzel kişilere örnektir.

 

Bünyelerine göre tüzel kişileri ayırmanın yanında, tüzel kişiler tabi oldukları hukuka göre de ayrıma tabi tutulabilir. Buradaki ayrımı oluşturan tüzel kişiler ise kamu hukuku tüzel kişileri ve özel hukuk tüzel kişileridir. Kamu hukuku tüzel kişileri, kamu hukukuna tabi olan ve kamu gücünü temsil etmelerinden dolayı diğer kişilerle olan ilişkilerinde üstün konumda bulunan tüzel kişilerdir. Bunlar kanunla veya idari işlemle kurulur, kendi iradeleriyle feshedilemez, mahkeme kararıyla dağıtılamaz. Bu tür tüzel kişilere örnek olarak iller, belediyeler, köyler verilebilir. (Kamu kurumları (üniversiteler, hastaneler, TRT, YÖK) mal topluluğu niteliğindeki kamu hukuku tüzel kişileridir.

 

Kamu hukuku tüzel kişilerinden başka, özel hukuk tüzel kişileri de mevcuttur. Bunlar özel hukuka tabidir, ilişkilerinde eşit konumdadır, kanunla değil kişi iradesiyle kurulur. Kendi iradeleriyle kendilerini feshedebilirler.

 

Tüzel Kişiliğin Başlangıcı: Başlangıç, çeşitli sistemlere göre belirlenmektedir. Bu sistemler serbest kuruluş, izin ve normatif sistemlerdir.

 

Serbest sistemde tüzel kişiliğin başlangıç anı, bu yoldaki iradenin kurucular tarafından açıklandığı an olup, kişiliğin kazanılmasında resmi bir işleme veya Devlet iznine ihtiyaç bulunmaz. Derneklerin kuruluşunda bu sistem geçerlidir.

 

İzin sisteminde ise tüzel kişinin kurulabilmesi için Devletten bu yolda alınacak bir izin gerekir, izin anı kişiliğin başlangıcıdır. İzin sistemi, Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununa tabi kuruluşlar hakkında uygulanmaktadır. Bu sisteme ruhsat sistemi de denilebilir.

 

Normatif sistemde, bazen kuruluş belgesinin Resmi Gazetede yayımlanması, bazen belgenin yetkili makama sunulması, bazen de bir sicile tescil edilmenin gerçekleşmesi gibi durumlarda kişilik kazanılmış olur. Hukukumuzda her üç sisteme de yer verilmiştir.

 

Tüzel Kişilerin Ehliyetleri: Tüzel kişilerin ehliyetlerinden bahsederken yine hak ve fiil ehliyetlerinden söz edilmektedir. Medeni Kanunun 48.maddesi, “Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.” ifadesini içermektedir. Tüzel kişiler hak ehliyetini kanunun aradığı şekilde kuruldukları anda kazanır.

 

“Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.” Medeni Kanunun 49.maddesindeki bu hüküm ve takip eden maddedeki “Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır.” ifadesi, tüzel kişilerin organlarının gerekliliğini ve organların tüzel kişiyi borç altına sokabileceğini anlatır. Demek ki tüzel kişiler fiil ehliyetini, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip oldukları andan itibaren kazanır. Bu organlar kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludur.

 

Tüzel kişiler açısından, bazı organların olması zorunlu, bazılarının olması ise iradidir. Derneklerde genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu; vakıflarda ise yönetim organı zorunlu organlardır. İradi organlara örnek olarak, danışma kurulu, haysiyet divanı verilebilir.

 

Organlar, organ sıfatıyla ve organlık görevini yürüttükleri sırada başkalarına zarar verirlerse tüzel kişiler bu zararlardan bizzat sorumlu olur. Ancak organlar, organ sıfatıyla hareket etmemişse, zararlardan bizzat organlar sorumludur.

 

Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi: Bu konu, dağılma (infisah) ve dağıtılma (fesih) olarak iki ana ayrımda incelenebilir.

 

Dağılma, bir tüzel kişinin, belli hallerde kendiliğinden tüzel kişiliğinin sona ermesidir. Bu duruma sebep olan haller şöyledir:

 

Amacın gerçekleşmiş olması, amacın gerçekleşmesinin imkânsız hale gelmesi veya sürenin dolmuş olması,

 

Yönetim kurulunu kuramayacak hale gelme, Acz haline düşme

Olağan genel kurul toplantısının üst üste iki defa yapılamaması, İlk genel kurul toplantısının yapılamaması,

Üye sayısının azalması (Üye sayısının sınırları ilerleyen konularda yeri geldikçe açıklanacaktır.)

 

Yukarıda anlatılan dağılmanın yanı sıra bir de dağıtılma konusu vardır. Dağıtılma yetkili organın kararıyla veya yargı kararıyla olur. Fesih kararı vermeye yetkili organ (derneklerde) genel kurul iken, yargı kararı Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkemece verilir. Amacın hukuka veya ahlaka aykırı hale gelmiş olması veya emredici hükümlere uyulmamış olma durumları, yargı kararı yoluyla feshedilmeye temel oluşturur.

 

Tüzel kişilik sona erdiğinde ilk olarak malların tasfiyesi (alacakların tahsili ve borçların ödenmesi) işlemine girişilir.

 

“Tüzel kişinin malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşuna geçer. Bu malvarlığı olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır. Hukuka veya ahlâka aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel kişinin malvarlığı her hâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer.” (Medeni Kanun 54.madde)

 

Bu maddede önemli bir husus vardır. Eğer dağıtılma yargı kararıyla olmuşsa tüzel kişinin mal varlığı her durumda ilgili kamu kuruluşuna geçmektedir.

 

Bir diğer önemli husus da Medeni Kanunun 52.maddesinde yer almaktadır. Buna göre, “Sona eren tüzel kişinin kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder.”

 

Dernekler

 

Dernekler, kişi topluluğu niteliğindeki tüzel kişilere örnektir. Bu gruba giren bir başka tüzel kişi ise şirketlerdir. Derneklerle şirketleri birbirinden ayıran ise amaçlarıdır. Şirketler ekonomik ve kazanç paylaşma amaçlı tüzel kişilerken, dernekler açısından amaç Medeni Kanunun 56.maddesinde belirtildiği üzere, “kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacın gerçekleştirilmesi”dir.

 

Medeni Kanunun 56.maddesi dernekleri şöyle ifade eder: “Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır. Hukuka veya ahlâka aykırı amaçlarla dernek kurulamaz.”

 

“Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler, derneklere üye olma hakkına sahiptir.” Medeni Kanunun 64.maddesindeki bu ifade, gerçek kişilerin yanı sıra tüzel kişilerin de dernek üyesi olabileceğini belirtir. Bu maddeye tüzel kişilerin de dâhil edilmesi, 30.07.2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanunun 32.maddesiyle gerçekleşmiştir.

 

Kuruluş amacı aynı olan beş dernek federasyonu, en az üç federasyon da bir araya gelerek konfederasyonu oluşturabilmektedir.

 

Derneğin kurulabilmesi için, kurucu denilen kişilere ihtiyaç vardır. Medeni Kanun md.57/II gereğince kurucuların fiil ehliyetine sahip olmaları gerekir. (Yeni Medeni Kanun, kurucu olmak için 18 yaşın doldurulmuş olması şartını kaldırmıştır. Yeni Dernekler Kanunu da bu şartı aramayıp sadece fiil ehliyeti şartını aradığına göre, ergin kılınma veya evlenme sonucu fiil ehliyetine erişmiş bulunanlar da dernek kurucusu olabilir).

 

2004’te kabul edilen 5253 sayılı Dernekler Kanunu, çocuk derneği konusunu da düzenlemiş ve bu derneklerin kurulmasına (Çocuk Hakları Sözleşmesine paralel olarak) imkân tanımıştır. Kanunun 3.maddesinde bu husus şöyle düzenlenmektedir: “Onbeş yaşını bitiren ayırt etme gücüne sahip küçükler; toplumsal, ruhsal, ahlakî, bedensel ve zihinsel yetenekleri ile spor, eğitim ve öğretim haklarını, sosyal ve kültürel varlıklarını, aile yapısını ve özel yaşantılarını korumak ve geliştirmek amacıyla yasal temsilcilerinin yazılı izni ile çocuk dernekleri kurabilir veya kurulmuş çocuk derneklerine üye olabilirler. Oniki yaşını bitiren küçükler yasal temsilcilerinin izni ile çocuk derneklerine üye olabilirler ancak yönetim ve denetim

 

kurullarında görev alamazlar. Çocuk derneklerine onsekiz yaşından büyükler kurucu veya üye olamazlar.”

 

Dernekler Kanununun 38.maddesi, Medeni Kanunun 93.maddesini değiştirmiş ve böylece madde “Türkiye'de yerleşme hakkına sahip olan yabancı gerçek kişiler, dernek kurabilirler veya kurulmuş derneklere üye olabilirler.” halini almıştır. Bu değişiklikten önce, yabancı gerçek kişilerin dernek kurabilmesi için, uyruğunda bulunduğu devletin de Türk vatandaşlarına dernek kurma hakkı tanımış olması şartı vardı. Söz konusu değişiklikle karşılıklı olma (mütekabiliyet) koşulu kaldırılmıştır.

 

Hatırlanacağı üzere, derneklerin kurulabilmesi için gerçek veya tüzel en az yedi kişi gerekir.

 

“Dernekler, tüzüklerinde gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette veya işbirliğinde bulunabilir, yurt dışında temsilcilik veya şube açabilir, yurt dışında dernek veya üst kuruluş kurabilir veya yurt dışında kurulmuş dernek veya kuruluşlara katılabilirler.” (Dernekler Kanunu md.5/I)

 

“Yabancı dernekler, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye'de faaliyette veya işbirliğinde bulunabilir, temsilcilik veya şube açabilir, dernek veya üst kuruluş kurabilir veya kurulmuş dernek veya üst kuruluşlara katılabilirler.” (Dernekler Kanunu md.5/II)

 

Dernekler Kanunu, 27.maddesinde, kamu yararına çalışan dernekleri düzenlemiştir. Buna göre, “Kamu yararına çalışan dernekler, ilgili bakanlıkların ve Maliye Bakanlığının görüşü üzerine, İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilir. Bir derneğin kamu yararına çalışan derneklerden sayılabilmesi için, en az bir yıldan beri faaliyette bulunması ve derneğin amacı ve bu amacı gerçekleştirmek üzere giriştiği faaliyetlerin topluma yararlı sonuçlar verecek nitelikte ve ölçüde olması şarttır… Kamu yararına çalışan derneklerin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.” Bu maddedeki şartlar ve mallara karşı işlenen suçların durumu çok iyi bilinmelidir.

 

Derneklerde İrade Açıklaması: Medeni Kanunun 59.maddesindeki hükme göre, “Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar.” Burada önemli nokta, derneğin tüzel kişilik kazanabilmesi için mülki amirin onayının gerekmediğidir. Kuruluş bildirimi, tüzük ve gereken belgeler verildiği anda dernekler tüzel kişi olarak doğar ve bu andan itibaren hak ve borç sahibi olabilir.

 

Her derneğin bir tüzüğü olmalıdır ve bu tüzükte yer alması gerekli olan bazı unsurlar vardır. Medeni Kanunun 58.maddesinde bu durum şöyle yer alır: “Her derneğin bir tüzüğü bulunur. Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur. Dernek tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz. Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.” (Dernek tüzüğünde gösterilmesi zorunlu olan unsurlar arasında yerleşim yeri ve kurucular da yer almaktayken, Dernekler Kanununun 38.maddesiyle bu iki unsur maddeden çıkarılmıştır.)

 

“Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir. Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir. Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve belgelerde kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmaz ya da bu aykırılık veya noksanlık belirli sürede giderilmiş bulunursa; keyfiyet derhâl derneğe yazıyla bildirilir ve dernek, dernekler kütüğüne kaydedilir.” (Medeni Kanun md.60)

 

Medeni Kanunun 62.maddesine göre, “Dernekler, 60 ıncı maddenin son fıkrası gereğince yapılan yazılı bildirimi izleyen altı ay içinde ilk genel kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını oluşturmakla yükümlüdürler.” Aksi taktirde dernek kendiliğinden fesholur.

 

Derneğin Organları:

 

  1. Genel Kurul: Medeni Kanunun 72.maddesindeki hükme göre, “Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur. Dernekler zorunlu organları dışında başka organlar da oluşturabilirler. Ancak, bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez.”

 

Kanunun 73. – 83.maddelerinde genel kurul düzenlenmiş ve şu ifadelere yer verilmiştir: “Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur.

Genel kurul, tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine toplanır. Olağan genel kurul toplantılarının en geç üç yılda bir yapılması zorunludur.

 

Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır. Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.

 

Bütün üyelerin bir araya gelmeksizin yazılı katılımıyla alınan kararlar ile dernek üyelerinin tamamının kanunda yazılı çağrı usulüne uymaksızın bir araya gelerek aldığı kararlar geçerlidir. Bu şekilde karar alınması olağan toplantı yerine geçmez.

 

Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, bildirilir. (Bu maddede Dernekler Kanununun 38.maddesiyle yapılan değişiklikten önce, toplantının günü, saati, yeri ve gündeminin yerel bir gazete ile ilan edilip aynı zamanda üyelere bir yazıyla bildirileceği yer almaktaydı. Ancak değişiklikten sonra yerel gazete ile ilan ve üyelere yazıyla bildirme ibareleri Kanundan çıkarılmıştır).

 

Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek merkezinin bulunduğu yerde yapılır. Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği

 

ve derneğin feshi hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak, bu toplantıya katılan üye sayısı, yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz. (Burada önemli bir nokta vardır. Medeni Kanun hükümlerinde, yönetim kurulu için en az beş asıl ve beş yedek üye, denetim kurulu içinse en az üç asıl ve üç yedek üye olmasının gerektiği söylenir. Buna göre, bu maddede yer verilen ikinci toplantıda Kanunun istediği üye sayısı 16’dan az olmamalıdır. Bu hesap yapılırken yönetim ve denetim kurullarının asil üye sayılarının toplamı, ikiyle çarpılmıştır.)

 

Genel kurul toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere, bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilir. Genel kurul toplantısında yalnız gündemde yer alan maddeler görüşülür. Ancak, toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi yazılı olarak istenen konuların gündeme alınması zorunludur.

 

Genel kurul, üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir; dernek organlarını seçer ve derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri görür. Genel kurul, derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman görevden alabilir.

 

Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla alınır. Şu kadar ki, tüzük değişikliği ve derneğin feshi kararları, ancak toplantıya katılan üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilir.

 

Hiçbir dernek üyesi, dernek ile kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda alınması gereken kararlarda oy kullanamaz.

 

Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir. Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz.

 

  1. Yönetim Kurulu: Medeni Kanuna göre, yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır. Kurul, genel kurul tarafından gizli oyla seçilir, beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere, dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur. Yönetim kurulu dernek bütçesini hazırlar, genel kurulu toplantıya çağırır, toplantı gündemini belirler ve toplantıda alınan kararları uygular.

 

Medeni Kanun md.85/II uyarınca, “Temsil görevi, yönetim kurulunca, üyelerden birine veya bir üçüncü kişiye verilebilir.”

 

  1. Denetim Kurulu: “Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.” Medeni Kanundaki bu hükmün yanı sıra, denetim kurulunun, faaliyetini yerine getirirken atacağı adımlarla ilgili olarak Dernekler Kanunu şu hükmü barındırır: “Denetim kurulu; derneğin, tüzüğünde gösterilen amaç ve amacın gerçekleştirilmesi için sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, defter, hesap ve kayıtların mevzuata ve dernek tüzüğüne uygun olarak tutulup tutulmadığını, dernek tüzüğünde tespit edilen esas ve usullere göre ve bir yılı geçmeyen aralıklarla denetler ve denetim sonuçlarını bir rapor halinde yönetim kuruluna ve

 

toplandığında genel kurula sunar. Denetim kurulu üyelerinin istemi üzerine, her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur.”

 

Zorunlu olan bu üç organın yanı sıra iradi organlar da kurulabilir (örnek olarak, danışma kurulu). Ancak, zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları iradi organlara devredilemez.

 

Derneklerde Üyelik: Hatırlanacağı üzere, fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler, derneklere üye olma hakkına sahiptir.

 

“Yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.” (Medeni Kanun md.64/II). Bu madde, Dernekler Kanununun getirdiği değişiklikten önce, ‘dernek yönetim kurulunca…’ ifadesinden önce, ‘tüzükte başkaca bir düzenleme yoksa’ ibaresini içermekteydi. Başvuru sahibinin başvurusu reddedilirse, itiraz edeceği ve son karar organı olan yer, genel kuruldur.

 

Hiç kimse, dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye yazılı olarak bildirmek kaydıyla, dernekten çıkma hakkına sahiptir. Dernek tüzüğünde üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir. Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez. Tüzükte çıkarma düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma kararına, haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir. Çıkarma kararını vermeye yetkili organ, genel kuruldur. Dernekten çıkarılan bir üye dava yoluna gidebilmek için öncelikle genel kurula itirazda bulunmalıdır.

 

Üyelerin oy hakları konusunda Medeni Kanunun 69.maddesinde, “Her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır; üye, oyunu şahsen kullanmak zorundadır. Onursal üyelerin oy hakkı yoktur.” denilmektedir.

 

Derneğin Sona Ermesi: Dernek, dağılma (infisah) veya dağıtılma (fesih) yoluyla sona erebilir.

 

Dağılma sebepleri arasında şu hususları sayabiliriz: Derneğin amacının gerçekleşmiş olması, amacın gerçekleşmesinin imkânsız hale gelmesi, derneğin acz içine düşmesi, yönetim kurulunu kuramayacak duruma gelmesi, kurulurken belirlenmiş olan sürenin dolmuş olması, üst üste iki olağan genel kurul toplantısının yeter sayı sağlanamaması dolayısıyla yapılamaması, ilk genel kurul toplantısının yapılamaması.

 

Genel kurulun veya asliye hukuk mahkemesinin kararıyla verilebilecek dağıtılma durumunun sebepleri içerisinde ise şunlar sayılabilir: Derneğin amacının sonradan hukuka veya ahlaka aykırı hale gelmesi, derneğin hukuka veya ahlaka aykırı faaliyette bulunması, kanunun emredici hükümlerinin yerine getirilmemesi.

 

Hatırlanacağı üzere Medeni Kanunun 54. maddesi, “Tüzel kişinin malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşuna geçer. Bu malvarlığı olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır. Hukuka veya ahlâka aykırı amaç

 

güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel kişinin malvarlığı her hâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer.”

 

Ancak, Dernekler Kanunu md.15 hükmü, Medeni Kanunun yukarıda sayılan maddesinin bir istisnasını teşkil eder. Buna göre, “Genel kurul kararı ile feshedilen veya kendiliğinden sona erdiği tespit edilen derneğin para, mal ve haklarının tasfiyesi, tüzüğünde gösterilen esaslara göre yapılır. Tüzükte tasfiyenin ne şekilde yapılacağının genel kurul kararına bırakıldığı hallerde, genel kurul tarafından bir karar alınmamış veya genel kurul toplanamamışsa yahut dernek mahkeme kararı ile feshedilmişse, derneğin bütün para, mal ve hakları, mahkeme kararıyla derneğin amacına en yakın ve kapatıldığı tarihte en fazla üyeye sahip derneğe devredilir.” Dikkat edilirse, Dernekler Kanunundaki madde, tüzel kişinin mal varlığının ilgili kamu kuruluşuna geçmesi hususuna yer vermemektedir.

 

Vakıflar

 

Vakıflar, derneklerden farklı olarak, mal topluluğu niteliğinde tüzel kişilerdir.

 

Medeni Kanunun 101.maddesi vakıfları tanımlarken, “Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır. Bir malvarlığının bütünü veya gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar vakfedilebilir.” demektedir.

 

Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.

 

Medeni Kanunun 101.maddesinin üçüncü fıkrasında yer almakta olan “Vakıflarda üyelik olmaz” hükmü, Anayasa Mahkemesi’nin 2008 yılında aldığı bir kararla iptal edilmiştir. Mahkeme iptal kararında şu ifadeyi kullanmıştır: “Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği öngörüldüğünden, vakıflara üye olma özgürlüğünü ortadan kaldıran itiraz konusu kural Anayasa'ya aykırılık oluşturmaktadır.” Yine de Medeni Kanunda zorunlu olarak yönetim organı öngörülmüş, vakfedenin, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebileceği belirtilmiştir. (109.madde)

 

Vakfın kurulabilmesi adına, vakfeden, amaç, mal ve irade açıklaması gibi unsurlara ihtiyaç duyulur.

 

Vakfeden, gerçek veya tüzel kişi olabilir. Gerçek kişi kuracaksa, tam veya sınırlı ehliyetli olması gerekir. Sınırlı ehliyetsiz kişiler vakıf kuramaz. “Vesayet altındaki kişi adına kefil olmak, vakıf kurmak ve önemli bağışlarda bulunmak yasaktır.”(Medeni Kanun md.449) Sınırlı ehliyetsizler ancak vasiyet yoluyla vakıf kurabilirler ancak bu konuda da Medeni Kanun şöyle der: “Vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak gerekir.” Maddedeki hüküm gereği, vasiyet yapabilmek için vasiyet ehliyetine sahip bulunmak gerekmektedir.

 

Doktrinde vakıfların iktisadi amaçla kurulmasına engel bir hükmün olmadığı ifade edilmektedir.

 

Vakfın en önemli unsuru sayılabilecek olan ‘mal’ unsuru hususunda önemli bir kural şöyledir: “Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yoluyla kazanma hükümleri uygulanmaz.” (Medeni Kanun md.117)

 

Vakfın kurulması ile ilgili olarak Medeni Kanun md.102’de, “Vakıf kurma iradesi, resmî senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır. Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır… Mahkemeye başvurma, resmî senet düzenlenmiş ise vakfeden tarafından; vakıf ölüme bağlı tasarrufa dayanıyorsa ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hâkiminin bildirimi üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğünce re'sen yapılır.” denilmektedir.

 

Mahkemenin verdiği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir. Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde iptal davası açabilirler.

 

Vakfın tesciline karar verildiyse, vakıf, vakfın yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil edilir; ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile kaydolunur. Yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunan vakıf Resmî Gazete ile ilân olunur.

 

Vakfın tek zorunlu organı olarak gösterilen yönetim organı bir kişi veya birkaç kişiden oluşan bir kurul olabilir. Ancak, hırsızlık, nitelikli hırsızlık, yağma, nitelikli yağma, dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılık, zimmet, rüşvet, sahtecilik, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, güveni kötüye kullanma, kaçakçılık suçları ile Devletin güvenliğine karşı işlenen suçların birinden mahkûm olanlar vakıflarda yönetici olamaz. Eğer vakfın yöneticisi seçildikten sonra bu suçlardan birinden mahkûm olursa yöneticiliği sona erer.

 

Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğünce ve üst kuruluşlarınca denetlenir. Vakıfların üst kuruluşlarınca denetimi özel kanun hükümlerine tabidir. (Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir. Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise, diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez. Bu tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği gibi; kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu üzerine, olanak varsa vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince tamamlattırılır.)

 

Yönetim organı her takvim yılının ilk üç ayı içinde vakfın bir önceki yıla ait malvarlığı durumunu ve çalışmalarını bir rapor hâlinde denetim makamına bildirir ve durumun uygun araçlarla yayımlanmasını sağlar.

 

Vakıfların Uluslar arası Faaliyet Konusu: Vakıflar, vakıf senedinde yer almak kaydıyla, amaç veya faaliyetleri doğrultusunda uluslar arası faaliyetlerde ve işbirliğinde bulunabilir, yurtdışında şube ve temsilcilik açabilir, üst kuruluşlar kurabilir, yurtdışında kurulmuş kuruluşlara üye olabilir.

 

Yabancılar Türkiye’de, hukuki ve fiili mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına göre vakıf kurabilir.

 

Vakıflar, yurt içindeki ve dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakdi bağış ve yardım alabilir; benzer amaçlı vakıf ve derneklere ayni ve nakdi bağış ve yardımda bulunabilir. Nakdi yardımlar banka kanalıyla yapılır ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne sonuç bildirilir.

 

Yine Vakıflar Genel Müdürlüğüne bilgi vermek kaydıyla vakıflar, iktisadi işletme ve şirket kurabilir, kurulmuş olan şirketlere ortak olabilir. Ancak, şirketler dâhil iktisadi işletmelerden elde edilen gelirler vakfın amacı dışında bir amaca tahsis edilemez.

 

Vakfın Sona Ermesi: Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir. Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır. (Medeni Kanun md.116 hükmü)

 

5737 sayılı ve 20.02.2008 tarihli Vakıflar Kanununa göre, “Sona eren yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar; vakıf senedinde yazılı hükümlere göre, senetlerinde özel bir hüküm bulunmayanlarda ise Genel Müdürlüğün görüşü alınarak mahkeme kararıyla benzer amaçlı bir vakfa; dağıtılan yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar ise Genel Müdürlüğe intikal eder.” (Bu maddedeki yeni vakıf ibaresi, 1926’da Medeni Kanun kabul edildikten sonra, bu Kanunun hükümlerine göre kurulmuş olan vakıfları ifade etmektedir.)